Kısa sayılmayacak iş hayatım boyunca hep daha iyisi için mücadele ettim. Daha iyisini nasıl yaparım düşüncesiyle kişisel gelişimim için bir çok eğitime katıldım, kitaplığım iş yönetimi kitapları ile doldu. Çok çalıştım, terfiler aldım, daha da çok çalıştım, aslında severek de çalıştım. İnsan bazen şöyle bir soluklanıp yaşamına yukarıdan bakar ya, ben bunu yaptığımda iyi işler çıkardığımı, başarılar elde ettiğimi ancak çok da bir şey üretmediğimi fark ettim. Sadece sistemin verimli bir dişlisi olmuştum. Üstelik sistem bizi öylesine sarmıştı ki rekabet, kariyer, title, statü, planlama, hedefler vb. kavramlarla anlarımızı yok etmeye başlamıştık. Masum bir “daha” sözcüğünü de bu oyuna ortak etmiştik. Daha iyi bir kariyer, daha çok para, daha güzel ev, daha güzel arabaya dönmüştü tüm mücadelemiz. Bunları kazanırken kaybettiklerimizi de fark edemez olmuştuk.

Geleceğimiz olan topraklarımızı, doğamızı ve denizlerimizi gün geçtikçe kaybediyoruz. Ekonomi gibi soyut kavramları büyütmek için üretmeksizin tüketmeye programlanmış durumdayız. Dahası bu soyut kavramlar bize özlemlerle dolu bir yaşam getirdi. Çocukluğumuzda bize huzur veren o sıcak ilişkilere, geleneklerimize, şimdilerde içi boşalmış güven kelimesinin çocukken bize hissettirdiklerine, samimi paylaşımlara hatta çocukken yediklerimize bile sürekli bir özlem içerisindeyiz. Yetmezmiş gibi teknolojiyle beraber işin içine dijital ortamlarda sürdürülen ideal yaşamlar dahil edilince iyice yalnızlaştık, mutsuzlaştık. Sistemi değiştirme gücümüz olmayabilir tabi ki ama en azından bu soyut kavramları hayatımızda en aza indirip, özlemlerimizi yaşayabileceğimiz bir dünya inşa etmeye çalışmak da iyi bir başlangıç olabilir.

Kategoriler: Düşününce

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir